Ece Gürel’in ölümü tüm Türkiye’yi derinden üzerken, ormanda nasıl kaybolduğu ve 4 gün neler yaşadığı sır olarak kaldı. Öte yandan Ece Gürel’e ‘cadılık eğitimi’ aldığı ve ormana “Çığlık Terapisi” için gittiği iddia edildi.
Daha önceden kaleme aldığım “Dünyayı Saran Tehlikeli Virüs/ Paganizm” adlı kitabımda, “cadıcılık” konusunda değinmiştim. Yeri gelmişken bu konuda birkaç hatırlatma yapıp, Ormanda kaybolan ve vefat eden Ece Güler meselesine bağlayalım.
Cadıcılığı anlamak için Paganizmi de anlamak lazım. Bize bu terimler çok uzak gibi gelebilir ancak günümüzde bu kavramlar gittikçe popüler olmaktadır. Bu konulara yönelim ise günden güne artmaktadır.
***
“Ay’ın kadim dilini kim biliyor şimdi?
Ve kim konuşuyor Tanrıça’yla hala?
Şimdi sadece taşlar hatırlıyor Ay’ın çok eskiden bize anlattıklarını
ve ağaçlardan, çimenlerin hışırtısından ve çiçeklerin kokularından öğrendiklerimizi.”
(Tony Kelly, ‘Pagan Musings’, 1970
Paganizm; insan, hayvan, bitki fark etmeksizin var olan her canlının ruhu olduğunu kabul eder ve bu ruhların da kutsallığını ön plana çıkarır. Kısaca “doğa” yı kutsallar ve doğada tanrı- tanrıçaların olduğu savunur. Doğa dinlerini referans alan spiritüel bir yaşam tarzını benimser.
Paganlar ayrıca ruh göçüne inanır ve ölen canlıların ruhunun doğaya karıştığına inanırlar. Böyle olunca da “cadıcılık” dediğimiz wiccan paganizminin temeli atılmış olur.
Wicca, Batı ve Kuzey Avrupa pagan dinlerine dayanana bir inanıştır. 1950’li yıllarda İngiltere’de yeniden yayılmaya başlayan bir neopagan dinidir. Bir İngiliz olan Gerald Gardner 1954 yılında “Günümüzde Cadılık” (Witchcraft Today) isimli kitabı yayınladıktan sonra Wicca (cadılık) yaygınlaşmaya başlamıştır. Wicca hareketi ya da diğer bir adla modern cadıcılık kökenleri Hıristiyanlık öncesi İrlanda, İskoçya ve Galler gibi dinsel geleneklere dayanan neo pagan bir harekettir.
Wicca öğretisi kökleri panteist pagan inanışlarına dayanan, doğa merkezli bir inanç sistemidir. Wicca Tanrı ve Tanrıçaların merkezde olduğu sevgi, hayat, doğa ve maneviyatın ön plana çıkarıldığı bir harekettir.
Wicca inancını/dininin belli bir lideri, kutsal kitabı veya merkezi yoktur. Ancak bunla beraber tüm Wiccanların önemsedikleri “Cadıların Nasihati (Wiccan Rede)”adlı bir metin mevcuttur.
“Wiccan Rede” cadıların öğüdü olarak geçen şey wiccan yasalarıdır. Tüm wiccan olanların kabul ettiği bir kanun diyebiliriz. Bu yasalar kişileri kontrol eden bir merci değil de genel olarak uyulması gereken etiklik ve davranışları ifade eder.
Cadıcılıkta büyü de vardır. Büyü manasına gelen “maji” wiccanlar için önemli bir yere sahiptir. Maji; “pentagram” ile sembolize edilir ve ruh, hava, su, ateş, toprak beşlisinden oluşur.
Büyüler veya diğer ifadeyle terapiler bazen bireysel bazen de gruplar halinde yapılabilir. Gruplar da sayı önemlidir. Genelde tek sayılı topluluk tercih edilir. Ancak 13 kişilik ayinin yeri başkadır. Türkçe’ye kovan olarak çevrilen “coven” terimi, en fazla on üç wiccanın bir araya gelerek oluşturdukları özel ayinlerdir. Buna “Cadı halkası”da denilmektedir.
İnsanlarımızın bu tür konular ilgisini fazlasıyla çekmektedir. Özellikle büyü, fal, medyumluk gibi gizemli ilimlere rağbet fazladır. Çevremize bir bakalım, kendilerini pagan olarak görmeyen ama paganların ritüellerini kabullenen oldukça fazla kişiyle rastlaşacağızdır.
Paganlık insanı içten içe çürütür ve yolunu şaşırtır. Farkında olmadan kapıldığı gizemli rüzgârlar, kişiyi iyileştirme yerine uçuruma sürekler. Virüs gibi önce kişinin zihnin sonra ise inancını hasta eder… Sözde terapi için kişileri paganların kutsal saydığı dağlara, ormanalar sevk eder. Doğada kutsal ruhların, tanrıçaların çığlıklarına cevap vereceklerine inanırlar. Kişi pagan olmasa da içine düştüğü, gizemli/mistik gösterilen çukurun farkında olamazlar.
Ormanda vefat eden Ece Hanım için böyledir demiyoruz ancak konu “cadıcılık” olunca bu meselelere girmeden edemedik.
Önce kendimizi sonra ise sevdiklerimizi bu sapkın akımlardan korumalıyız. Paganist uygulamalardan arınmalıyız.
Araştırmacı Yazar /Cemal DURUK